rn
İyi olmamız için çok az sebebimiz olduğu bu yüzyılda bu sorularına cevabım şudur ki; olanların acısından çok daha öte, bir alışmanın yasıdır bu kötü hissetmelerimiz.

Her sabah güneşle birlikte yeniden zulüm doğuyor. Bir sabah uyanıyoruz ve manşetlerde "Evrensel Kültür Dergisi kapatıldı" diye güne merhaba derken, ertesi gün "Cumhuriyet Gazetesine saldırı" manşetlerini okuyoruz. Ve bunları okurken ki tepkisizliğimiz dün okuduğuz manşetlerden doğru geliyor;
"Eşbaşkanlar Tutuklandı", rn"Milletvekilleri Tutuklandı", rn"Haber Kanalları Kapatıldı,rn "Jiyan Artık Haber Yapamayacak", rnGazeteciler darp edildi, rnEdebiyatçılar Eutuklandı, rnAkademisyenler Fişlendi, rnÖğretmenler Görevden Atıldı, rnSavcılar Temizlendi, rnÜniversiteler Kapatıldı, Evler Basıldı, rnOHAL Uzatıldı, rnGözaltları Arttı,rn İşkenceler Meşru Kılındı, rnKadınlara Tutuklanır Ttuklanmaz Tecavüzle Tehdit Edilmeler Çoğaldı.

Kana susamışların yetkisi arttı. Bu yaşananları özeti ise şu cümle oldu; “üstü örtük bir şekilde muhalife darbe…”

Bir şeyler oluyor ve bu olan şeylere canımız çok yanıyor. Sonra bu acıyı unutunca öfkeleniyoruz. Unutulduğu için öfkeleniyoruz. Ne, nasıl unutulur diyoruz, sonra bizlerde gündelik yaşamın içinde acılarımızı sahipsiz bırakıp unutmanın eşiğine geliyoruz. Oysa unutmak başka bir hatırlama anına kadar yaşanan bir dinginlik anıdır.

Peki ya alışmak?

İşte asıl korkmamız gereken şey alışma meselesi. Alışma eşiğini geçtiğimizde elimizde ne hatırlanacak bir duygu ne olayın sıradan olmayışına dair bir kanıt kalıyor. Alışmaya başladığımız katliamlar, cinayetler, tutuklanmalar, tecavüzler, işkenceler, haklara saldırı, faşistçe tutumlar gündelik yaşamın, sıradan bir meselesiymiş gibi köşede bir yerlerde duruyor. Alıştığımız bu süre zarfında körelen duygularımız acıyı hissetmemizi, öfkemizi dindirmemizi sağlıyor, vahşeti anlamamıza engel oluyor.  Bu alışma meselesi korkularımızı zaten doğumumuzdan beri yanımızdaymış gibi sahiplenmemizi ve direncimizi kıran bu korkulara "haklı" kılıflar bulmamızı sağlıyor. "Nasılsın?" sorusuna verilen "iyiyim" cevabı gibi otomatik ve gerçeklikten uzak sahte bir duygu durumu olan bu alışma meselesi, sistematik bir şekilde bizi ve maalesef ki benliğimizi yeniden kurguluyor, değiştiriyor.

Peki bizler gerçekten iyi miyiz?

45 çocuğa tecavüz edilen bugün, bombaların sıradanlaştığı bugün,  coğrafyanın diğer köşesinde yaşam mücadelesi veren halkın çığlıklarını duymadığımız bugün, sokağa çıkma yasaklarının çok olağan ve gündelik yaşamın sıradanlığına dairmiş gibi sık sık verildiği bugün, fikir ve ifade özgürlüğünün anlamsız 3 kelime bir bağlaç ile yan yana geldiği bugün,rngazetelerin kapatıldığı bugün,rnedebiyatçıların tutuklandığı bugün, rnmilletin iradesinin tutuklandığı bugün,rnsanatın engellendiği bugün,rnuykularımızın kaçtığı bugün gerçekten iyi miyiz? şimdi kaçıncı lanetin başını çekiyor, kaçıncı hüznü yaşıyor, nasıl mücadele ediyor, kaçıncı mezarı kazıyoruz?

İnanın bilmiyorum. Bildiğim ve emin olduğum tek şey, korkunç bir hızla ve istikrarla ALIŞIYORUZ... Yasımızı unutturanlara inat, inadına attığımız kahkalar gibi inadına acılarımızı sahiplenmeliyiz. Alışmamızı isteyenler terör kelimesini öyle sıradanlaştırmış durumda ki, masaya masa demek ne derece kolaysa, belli kriterlerimize uymayanlara terörist demek de o derece kolaylaşmış durumda. Bu kolaylığa alışan bizler "terörist nedir" sorusuna cevap veremezken, "teröre lanet olsun" nidaları atıyoruz. Bu cümleyi kurduğumuz yer, eğer yetkili mercihleri de içeriyorsa evet kardeşim katılıyorum, lanet olsun saraya, lanet olsun iktidara, lanet olsun devlet denen şirke(te).

Savaş siyasetinin bize dayattığı ve alıştırdığı bu nefret dolu tanımlara, acılı olaylara alışırken meselenin özüne bir toz bulutu üflüyoruz. Kolay kurulan cümleler ve lanetlerle inanmadığımız kadar inanıp yürekten lanetler okuruz.

Ee bari onca beddua tutsa da taş yağsa ve biz kurtulsak...

"Teröre karşı birlik olalım" diyenler, ölü sayıları arttıkça ölümler üzerinden birleşelim diyorlar. Yaşam hakkı, yaşama üzerinden birleşelim diyenlere söz geçiremediğinden onların cansız bedenleri üzerinden birleşmeyi talep ederken, elleri kelepçeli şekilde milletin iradesini kapatıp, yazarını tutuklarken bu durumu normalleştirmemize seviniyor.

O zaman;
Herkes ölsün biz alışalım.
Biz ölelim kalan sağlar kimindir?

İktidar mekanizmalarının bu baskısı süre geldikçe, arda kalan acılar ve korkulardan inşa edilen görünmez duvarlı zindanlarda, savaş çığırtkanlığı yapanların sözlerine maruz kalmaya devam ederken, barış çığlığı atanların ölümlerini normalleştirmeye devam edecek ve iktidarın şiddetini kurmasına bir yardımda alışarak biz edeceğiz.

Peki, bunca şeyden bağmsız kimse korkmasın diyenlerin yüzlerce koruma ile gezmesini de normalleştirebiliyor muyuz? Lütfen cevap "haaaayııııııııır" olsun. rnKorkunç bir hızla alışıyoruz.rnOHAL’de savaş siyaseti yapanlara Türkçe dersinden bir alıştırma ile seslenmek istiyorum.

Alıştırma 1:
Yaşamak istiyoruM.
Yaşamak istiyor musun?
Yaşamak istiyor.
Yaşamak istiyorUZ.
Yaşamak istiyor musunuz?
Yaşamak istiyorLAR.

Alıştırma 2:
Barış istiyoruM.
Barış istiyor musunuz?
Barış istiyor.
Barış istiyorUZ.
Barış istiyor musunuz?
Barış istiyorLAR.

Hatice Gamze Çevik


Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol