Siyaset/politika, ‘Siyaset Bilimi’ bağımsız bir disiplin olarak gelişmeye başladığından beridir iktidar mücadelesi ve gücün otorite yoluyla paylaşılması şeklinde tanımlanır. Devlet aygıtının emniyet supabı olma özelliğine de sahip olan siyaset olgusu devletin, ortak çıkarlar doğrultusunda yönetilmesini ve bu yönde kararlar alma yetkisinin daha rahat bir şekilde kullanılması gibi bir çözüm yolu da sunar.  Çünkü, bir toplumun tüm üyelerinin ortak çıkarlar noktasında ittifak edebilmeleri, alınan kararların tüm üyelerce benimsenmesi devletin sadece elindeki güç tekeli ile sağlayabileceği bir durum değildir. Bunu sağlamak, devleti yöneten aktörlerce yürürlüğe konulan siyaset ve iktidar olgularıyla mümkündür. Toplumsal gruplar arasında çatışmalara, doğası gereği yol açan devlet aygıtına hem bir düzenlilik kazandırır ve hem de toplumsal hayatın içerisindeki karşılıklı zıtlıkların çatışması mücadelesini belli bir dengede uzlaştırmayı sağlar. İktidar olgusundan ayrı düşünülemez olan siyasetin devlet için neden kullanışlı bir emniyet supabı olduğunu, Dyke’nin tanımında da aramak gerekir. Siyaset bilimci V. Van Dyke siyaseti, “ Kamuoyu ilgilendiren sorunlarda kendi tercihlerini kabul ettirmek, bu tercihleri uygulatmak, başkalarının tercihlerinin de gerçekleşmesini engellemek üzere çeşitli aktörlerin yürüttükleri bir mücadeledir” şeklinde tanımlar. Bir başka siyaset bilimci D. Easten ise bu ilişkiyi, “maddi ve manevi değerlerin otoriteye dayalı olarak dağıtılması süreci” olarak tanımlar.

Dünya sistemine bakıldığında, iç ve dış siyasetlerini ‘iktidar’ olgusu üzerine kurmayan ve bu çerçevede politika belirlenimine gitmeyen bir devlet örneği neredeyse bulunamaz gibi. İç siyasetlerinde belli ya da büyük bir ölçekte istikrar yakalayan bu devletlerden çoğunluğu,  iktidar mücadelelerine büyüme ve genişleme siyaseti gereği genellikle başka ülkelere karşı girişirler. İç siyasetlerinde ise, siyasi partilerin kendi aralarında yürüttükleri bir iktidar mücadelesi söz konusu ise de bu, toplumun zararına işleyecek türden bir iktidar mücadelesi değildir.  Peki, bu manzarada Türkiye/siyaset/iktidar üçlüsü nasıl bir yer teşkil eder, bunun üzerinde düşünmek gereklidir. Çünkü her üç kavram da yıllardır sıklıkla duyduğumuz, aynı cümle içerisinde sürekli kullandığımız kavramlardır. AKP yönetimi ile de, bunları daha da çok duymaya ve kullanmaya alışır olduk.

Türkiye’de siyaset mevcut bağlamından da kopartılmış bir pasajın içerisine hapsedilmiş bir noktadadır. Türkiye’nin içte ve dışta içerisine girdiği her türden şiddet ve savaş ortamı, Türk yönetim elitinin siyasetini sadece iktidar mücadelesi üzerine kurmasıyla ilintilidir. İdealist ve ahlakçı zeminden daha da kayan Türk devlet yönetimi, hayatın her alanında yeni değerlerin yaratılması ve bunların belli şekillerde ve oranda toplumdaki bölüşümünü gözden çıkarmıştır. Böylelikle de hem değerlerin nasıl yaratılacağı hem de bölüşümde hangi kriterlerin gözetileceği sorunsalına kapı aralanmıştır. 

İç politikada iktidar mücadelesini önceliğine alan siyaset mekanizması, toplumsal gruplar arasındaki karşılıklı zıtlıkları arttırmakla birlikte, çoğunluk için ayrıcalıkların sürmesine hizmet etmekten öte bir tarafa gidememektedir. Hâlbuki toplumda çoğunluğa karşı azınlığın haklarının korunmasını gerektiren bu mekanizma, Türkiye’de iktidar mevkilerini ele geçirmiş bir grubun toplum üzerindeki kontrollerini sürdürme, değerlerin paylaşımında kendi menfaatlerini gözetme ve diğerlerinin davranışlarını belirleme yetki ve gücünü elde etme faaliyetinden ibarettir sadece. Hal böyle olunca da; iktidardakiler mevkilerini korumak ve sürdürmek için uğraşırken, diğerlerinin ise iktidarı ele geçirmek ya da iktidardakini devirmek için giriştikleri bir mücadele sahası oluşur. ‘Kazan-kazan’ sahasında yürütülen siyaset/mücadele bir iktidar mücadelesidir yani savaştır. Savaş sadece silahların konuşması demek değildir, iktidar güçlerinin çarpışmasıdır da böylelikle. Savaşın şimdiki kazananı iktidar partisidir ve siyasetin devreye konulmasıyla toplumun maddi ve manevi değerlerinin otorite yoluyla dağıtılmasına ve en büyük payı iktidardakinin almasına yol açılmıştır. Böylelikle de sahip olduğu meşru zor (cebir)  tekeliyle de tüm demokratik muhalif çevreler ciddi bir baskı altına girmişlerdir.

Türk devletinin özellikle de AK Parti dönemiyle birlikte oluşan iktidar görünümü, zor kullanma ve otoritenin bölüşümü şeklinde bir seyir içerisine girmiştir. AK Parti’nin 14 yıllık iktidarı süresince cemaat iş birliğiyle  ‘başkalarının tercihlerinin gerçekleşmesini engellemek üzere’ geliştirdiği otorite ve güçlü kurumsallaşma, iki aktörün yollarını kavgayla ayırmasına kadar sürdü. Bu süreç, yönetilenlerin otoriteye boyun eğmesi-itaat ilişkisi şeklinde sürdürüldü. Zor ilişkisine dayanan bu ilişki biçimi, son hızda devam ede dursun, iktidarın-otoritenin bölüşümünün farklı bir versiyonuyla da karşı karşıya toplum. AKP’nin tekelinde görmeye alışkın olduğumuz iktidarın, geçtiğimiz aylarda üç parti tarafından Beştepe’de paylaşıldığına şahit olduk. Darbe kalkışmasından sonra Beştepe’de AKP, CHP ve MHP Yenikapı ruhuyla sözüm ona bir araya geldiler. Devletin ve demokrasinin korunması için bir araya geldiklerini iddia eden her üç “antikoru” Beştepe’de bir araya getiren asıl olgu “otoritenin bölüşümü”ydü.

Ama neye,kime karşıydı bu?

HDP, darbe karşıtı bir duruş sergilediği halde Beştepe’deki milli kümeye dâhil edilmedi. Türkiyelileşme iddiası ile Kurdîyatinden vazgeçtiği halde HDP, otorite bölüşümünde herhangi bir pay alamadı. HDP’nin, iktidarın ve siyasetin bir üyesi olma arzusuna rağmen küme dışı bırakılması, Beştepe’de Kürd karşıtı bir ittifakın iktidarı ve otoriteyi aralarında bölüştüklerinin göstergesiydi. Gücü elinde bulunduran odağın, güç ve yetkilerinin sadece çok az bir kısmını toplumla üleştirmesi şeklinde süre gelen otoritenin bölüşümü, devletin kendisi demek olan Kürd karşıtı ‘ittifak’la üç siyasi parti arasında bölüşüldü. Farklı bir iktidar mücadelesi ile karşılaşmış olduk bu sayede. Bakmayın öyle meclis kürsüsünden birbirlerine düştüklerine, aldanmayın aralarında bir iktidar mücadelesi olduğuna. Bu iş Beştepe’de şaşar! Şaştı da nihayetinde..

                 Hatice Özhan

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol