....

Türkiye'den aralarında Kürtçe'nin de olduğu 'darbe' mektubu

Komünist Parti, 15 Temmuz'daki darbe girişimiyle ilgili dünya halklarına, işçi sınıfının örgütlerine, devrimci ve komünist güçlere bir mektup gönderdi. Rusça, Arapça, İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Almanca, Yunanca, Fransızca ve Kürtçe olarak ilgili yerlere gönderilen mektupta, Türkiye'de yaşanan gelişmelere dair bilgi verildi.

Türkiye'den  aralarında Kürtçe'nin de olduğu    'darbe' mektubu

Komünist Parti, 15 Temmuz'daki darbe girişimiyle ilgili dünya halklarına, işçi sınıfının örgütlerine, devrimci ve komünist güçlere bir mektup gönderdi. Rusça, Arapça, İngilizce, İspanyolca, Portekizce, Almanca, Yunanca, Fransızca ve Kürtçe olarak ilgili yerlere gönderilen mektupta, Türkiye'de yaşanan gelişmelere dair bilgi verildi. 

Dünyada, darbe girişiminin bir Erdoğan senaryosu olabileceğinin üstünde fazla durulması, bu görüşün kısmen ilerici kesimleri de etkilemesine karşı Komünist Parti mektupta "tuhaflıkları, karanlık yönleri, gerçek faillerine ilişkin belirsizlik, sanıkların ifadelerindeki çelişkilere karşın" bunun gerçek bir darbe girişimi olduğunun altını çizdi. Mektupta Gülen Cemaati'nin bu darbe denemesini ABD yönetiminden habersiz olarak gerçekleştirmesinin imkansızlığı vurgulandı.

Mektupta Batı basınında da sıkça tartışılan Rusya ile yakınlaşma ve eksen kayması tartışmalarına dair de, böylesi bir köklü değişikliğin ancak sosyalist bir devrimle mümkün olabileceği belirtildi. AKP yönetiminin biraz korku biraz da pazarlık amacıyla böyle bir görüntü verdiği belirtilen açıklamada, Türkiye sermaye sınıfının bu tür bir tartışmasının olmadığının altı çizildi. 

Komünist Parti'nin hazırladığı mektup şu şekilde:


DÜNYA HALKLARINA TÜRKİYE’DEN MEKTUP

15 Temmuz gecesi Türkiye’de bir darbe girişimine tanık olduk. Tuhaflıkları, karanlık yönleri, gerçek faillerine ilişkin belirsizlik, sanıkların ifadelerindeki çelişkilere karşın, bu gerçek bir darbe girişimiydi.

Darbecilerin arkasında Fethullah Gülen olduğu, Fethullah Gülen’in ABD yönetimi içinde derin bağlantıları bulunduğu da bir gerçekti. Ayrıca darbe girişiminde Pentagon ve CIA’ye ait birden fazla iz ortaya çıktı.

Bu darbe girişiminin başarısız olması, halkımızın çıkarınadır. Darbe başarılı olsaydı, kapitalist düzenin akla gelebilecek bütün sorunlarıyla boğuşmakta olan emekçi kitleler daha ağır ve yıkıcı koşullarla karşı karşıya kalacaktı. Darbecilerin NATO’cu, İslamcı bir felsefeye sahip oldukları, kendilerinin devasa bir sermaye gücü olmalarının yanı sıra, on yıllardır uluslararası tekellere hizmet ettikleri unutulmamalıdır.

Unutulmaması gereken bir diğer nokta Fethullah Gülen’in siyaset sahnesine Komünizmle Mücadele Derneği’nde çıkmış olmasıdır. Bu dernek 1960’larda CIA tarafından kurdurulmuştu.

Burada ilginç ve acı olan darbecilerle darbenin öncelikli hedefi olan Erdoğan’ın aynı ideolojik  ve siyasi gelenekten gelmesidir. İslamcılık, anti-komünizm ve sermaye sınıfına bağlılık Erdoğan’ı da tanımlayan özelliklerdir ve o da tıpkı Fethullah Gülen gibi yıllarca ABD’nin başını çektiği  Ortadoğu senaryolarında önemli roller üstlenmiştir.

ABD ve bazı Avrupa Birliği ülkeleri ile Erdoğan arasında yaşanan gerilimin birden fazla nedeni vardır. Suriye’deki başarısızlık, Erdoğan’ın Türkiye içinde sürekli gerilim üretmesi, seçmen desteğini de arkasına alarak kendisine geniş bir hareket alanı açması, kontrolsüzlüğü hemen ilk elde sayılabilir. Ancak bu gerilim giderek Rusya Federasyonu ile ABD ve onlarla birlikte hareket eden çeşitli güçler arasında sürmekte olan derin ekonomik ve siyasal çelişkilerin yattığı mücadelenin parçası haline gelmeye başlamıştır.

Putin yönetimi, bir varoluş kavgası yaşayan ve hem iç hem dış politikada ağır bir tecritle karşı karşıya bulunan Erdoğan ve arkadaşlarına hem havuç hem sopayla yaklaşarak NATO’dan kopmaları, en azından NATO’nun Rusya’yı kuşatma politikalarından uzak durmalarını öğütlemektedir.

Darbe girişiminden sonra Türkiye’de iktidar çevrelerinde ABD ve AB’yi ağır dille suçlayan ve “Rusya ile işbirliği yapmalıyız” diyenlerin sayısı hiç az değildir. Kuşkusuz bu aşamada söz konusu yönelim Türkiye burjuvazisinin tercihinin değil, darbe girişiminden aşırı derecede korkan yönetici kliğin sığınacak güvenilir liman arayışının ürünüdür.

Türkiye’nin özellikle Almanya ve ABD ile ekonomik, siyasi ve askeri ilişkilerinin tasfiyesi, Türkiye’de ancak bir sosyalist devrimle mümkündür. Bugünkü düzen içinde bir eksen değişikliği kaos, çatışma, iç ve dış savaş olasılığını güçlendirir.

Gelişmeler, mevcut iktidar ile ABD ve AB arasında çetin bir pazarlığın süreceğini göstermektedir. Türkiye burjuvazisi bu aşamada giderek daha fazla inisiyatif almakta, düzen muhalefeti bu pazarlıklarda aracılık rolü üstlenmektedir.

Bir yandan da Türkiye, darbe girişiminden sonra hukukun askıya alındığı, her tür kararın ve devletin yeniden yapılandırılması işleminin küçük bir yönetici kliğin tekelinde olduğu bir sürece girmiştir. Darbecilere  dönük olduğu söylenen tutuklama ve işten çıkarmalar, henüz kitlesel boyutta olmasa da, Fethullah Gülen tarikatı ve benzer İslamcı örgütlenmelerle yıllarca mücadele eden ilerici, devrimci, komünist unsurlara uzanmaya başlamıştır.

Bu koşullarda Komünist Parti, dünya halklarına, işçi sınıfının örgütlerine, devrimci ve komünist güçlere şu çağrıyı yapmaktadır:

1. Türkiye’de darbe girişiminde bulunan Fethullah Gülen ya da mevcut iktidardan birine yakınlık göstermek zorunda değilsiniz. Darbeciler kanlı, kalleş, sinsi bir planı yürürlüğe koydu. Mevcut iktidar ise bu darbecilerle akrabadır, yıllarca halkımızın evlatlarına birlikte zulmetmiştir. Dayanışmanız gereken, kapitalist sömürünün ezdiği, baskıladığı milyonlarca emekçi ve onların siyasi temsilcileridir.

2. Uluslararası basında yürümekte olan “darbe gerçek miydi değil miydi” tartışması bir tuzaktır, bu tartışmadan kaçınılmalıdır. Tartışılması gereken İncirlik üssündeki nükleer silahlar, NATO’nun örtülü operasyonları, Fethullah Gülen’in yüz civarı ülkede kapitalist sınıfa hizmet eden karanlık bir şebekeyi kim adına ve nasıl kurduğu, İslamcı Erdoğan ile “seküler” Avrupa liderlerini birbirine bağlayan yüksek kârlar, Türkiye’de kamu kaynaklarının uluslararası tekellere peşkeş çekilmesi, işçi ve emekçilerin maruz kaldığı acımasız sömürüdür.

3. Türkiye’de halk düşmanı iktidara karşı gözükse bile, emperyalist merkezlerin her tür müdahalesine, renkli devrim girişimine karşı durulmalıdır. İyi kapitalist kötü kapitalist yoktur. NATO ya da AB’den gelen Türkiye’de özgürlükler ve demokrasi konusunda kaygılıyız açıklamalarının samimiyetsizliği ortadadır. Türkiye’de toplumsal kurtuluş bu ülkede yaşayan emekçi halkın eseri olacaktır.

4. Benzer biçimde Putin Rusyası’nın bir kurtarıcı olarak görülmesi de anlaşılmazdır. Türkiye söz konusu olduğunda Rusya Federasyonu’nun tavrı tamamen pragmatiktir ve bütünüyle Rus egemen sınıflarının çıkarları tarafından şekillenmektedir.  Bundan bir yıl önce Erdoğan’ı yere göğe sığdıramayan Putin yönetimi, Suriye’de Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra Erdoğan’ın savaş suçlusu olduğunu ilan etmiş, hatta BM’ye kanıt dolu bir dosya sunmuştu. Darbe girişiminden birkaç hafta öncesindeyse Putin ile Erdoğan arasındaki aşk yeniden alevlendi. Ülkemizin geleceğini emperyalist-kapitalist dünya sisteminin içindeki dengelere bırakmayacağız.

5. Ilımlı İslam, ABD tarafından uydurulmuş bir kavramdır. İnsanların inanç ve ibadet özgürlüğü temel haklardandır. Ancak din siyaset ve hukuk alanından her yerde dışarı çıkarılmalıdır. Bunun ılımlısı olmaz. Türkiye’de din adına ya da dinsel referanslarla siyaset yapan her hareket ve kişi suçludur. Türkiye örneği laikliğin önemini anlamak, laikliğin ezilenler açısından ne kadar yaşamsal olduğunun ortaya çıkması için bir fırsattır. Bu fırsat Avrupa’da ırkçı, yabancı düşmanı ideolojilere alan açarak değil, insanlığın geçmiş kazanımlarını kapitalizme karşı mücadeleye bağlayarak değerlendirilebilir.

6. Türkiye tarihi darbelerin, siyasi cinayetlerin, dinsel fanatizmin, militarizmin tarihidir. Ancak Türkiye bundan ibaret değildir. Tarih boyunca Türkiye’de iyi şeyler de olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti genç Sovyet Rusya ile işbirliği halinde yürütülen emperyalist işgale karşı mücadelenin başarısıyla kurulmuştur. 1923’ten bu yana ülkede savaşa, zorbalığa, kapitalist sömürüye karşı mücadeleler hep sürmüş, işçi sınıfı kitlesel çıkışlar gerçekleştirmiş, Nâzım Hikmet gibi uluslararası bir komünist şair bu topraklardan çıkmıştır. Bundan üç yıl önce siyasi iktidara karşı meşru halk hareketi de bugün İslamcı iki hizbin kavgasına sahne olan Türkiye’de bir başka cephenin varlığına işaret etmektedir. Sizleri Türkiye’de emeğin cephesini takip etmeye, onunla dayanışmaya, onun sesini duyurmaya çağırıyoruz. Tekellerin parası, diktatörleri, darbecileri varsa emekçinin, devrimci aydınların, komünist militanların enternasyonalizm geleneği var.

KAHROLSUN EMPERYALİZM

MÜDAHALE ve DARBE YUVASI NATO, EMPERYALİST AVRUPA BİRLİĞİ DAĞITILSIN

YAŞASIN İNSANLIĞIN EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK, ADALET ARAYIŞI

KOMÜNİST PARTİ

loading...
loading...
Sosyal Medya
Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir
Bumerang - Yazarkafe
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
YEREL HABERLER
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
HDP'ye  'cuma namazı' davası açıldı
HDP'ye 'cuma namazı' davası açıldı
Selahattin Demirtaş ilk defa çocuklarıyla görüştü
Selahattin Demirtaş ilk defa çocuklarıyla görüştü