“Arap Şairlerin Prensi” Ahmed Şewqi’inin Kürdlüğü üzerine

Ahmed Şewqi  1868 yılında   Mısır’ın başkenti Kahire’de dünyaya geldi ve   1932 yılında   yaşama gözlerini yumdu.. Ahmed Şewqi ,   ilk ve orta öğreniminden   sonra hukuk eğitimi gördü.. Daha sonra     Hidivi Tevfik tarafından   1886 yılında   tüm masrafları karşılanarak   Fransa’nın Monpellier   Üniversitesine   hukuk eğitimi için   gönderildi.

“Arap Şairlerin Prensi” Ahmed Şewqi’inin Kürdlüğü üzerine

Ahmed Şewqi  1868 yılında   Mısır’ın başkenti Kahire’de dünyaya geldi ve   1932 yılında   yaşama gözlerini yumdu.. Ahmed Şewqi ,   ilk ve orta öğreniminden   sonra hukuk eğitimi gördü.. Daha sonra     Hidivi Tevfik tarafından   1886 yılında   tüm masrafları karşılanarak   Fransa’nın Monpellier   Üniversitesine   hukuk eğitimi için   gönderildi.

05 Şubat 2017 Pazar 12:20
“Arap Şairlerin Prensi” Ahmed Şewqi’inin Kürdlüğü üzerine

Amedtoday- Kürdler, Ortadoğunun en eski ve en büyük halklarından biri olarak   asırlardan beri merkezi bir devlete sahip olmadıklarından dolayi, coğrafya olarak daralmaya ve   nufüs bakımından da azalmaya   başladılar. Bu reel durumu tespit etmek için fazla araştırmaya yada incelemelere gerek yok, Tarihe   kısa bir göz atmak yeterlidir..İslam öncesi Araplar,   Arap yarım adasıyla   sınırlı olmalarına rağmen, İslam ile birlikte   Irak’ı, Suriye’yi, Kuzey Afrika’yi   Araplaştırabildiler.. Aslında   İslam dininin yayılması, Araplaştırma süreciyle at başı gitti.. İslam dininin yayılması ile birlikte yaşanan bu sürece   olumlu yada olumsuz yaklaşmak   bugün var olan   sonucu değiştirmiyor..

Türklerde Arapların dinsel   avantajlarından farklı olarak   devlet erkini kullanarak   büyük bir coğrafyaya     yayıldılar, bir çok çevreyi devşirdiler ve soykırımlarla   geniş bir alana yerleştiler..

Farslar,   bu iki halktan   biraz farklı   olarak   mezhebsel   bir farklılık koyarak varlıklarını stabilize ettiler..

Kürdler, merkezi devletlere sahip olan bu halklarla çok çeşitli ilişkiler içinde oldu. Ama bu ilişkiler eşitler arasındaki ilişkiler değildi..Bundan dolayı sürekli olarak   Kürdlerin aleyhine işledi.. Kürdler, bu halkların sahip olduğu   devletlerin saflarında   tüm savaşlara katıldı. Ekonomik olarak   Kürdistan   her zaman bu halklar tarafından talan edildi. Kürdler ise millet olarak bu halkların   kurduğu devletler tarafından kırımlara uğradı..   Kürd   kültürel dünyasının “büyük akılları”    bu halkların oluşturduğu devletlerin başkentlerinde   var olan ortamdan yararlanmak için gittiklerinden dolayı   orada verdikleri ürünlerde   büyük oranda bu haklara mal oldu..     Süreç içinde   bir çok   Kürd kesimi bir asimilasyon süreci yaşadı.     Abbasiler ve Emeviler döneminde Bağdat ve Şam   Kürdleri; Osmanlılar döneminde İstanbul Kürdleri;     Safeviler dönemindeki   Tahran Kürdleri   bu çerçeve içinde değerlendirilebilinir..   Haçlı Seferleri döneminde Selahadin Eyubi’nin önderliğinde savaşa katılan sayıları yüzbinlere varan Kürdlerin   tarihçeside bir trajedi..ahmedshawki

Türk, Arap ve Fars devletleri,     Kürdleri millet olarak   tarih sahnesinden silmek istediklerinden dolayı     “Kürd kökenli”   şahsiyetleri ya yok saydılar yada sahiplenerek kendi “ milletlerine” mal ettiler. Bunun için ise   tarihe, tarihi gerçeklere   karşı suç işleyerek   dünyada eşi görülmemiş   bir kültürel vandalizm gerçekleştirdiler..

Kürdler oluşturdukları beylikler döneminde   kültürel etkinliklerinide yoğunlaştırmışlar.. Baban   edebiyatı, Soran edebiyatı, Ardelan edebiyatı, Botan edebiyatı, Bitlis edebiyatı diyebileceğiz   ve Kürdlerin kültürel varlığını ayakta tutan ve bugünlere   taşıyan     bu siyasi yapılamalardı.. Klasik Kürd edebiyatcıları dediğimiz ve sayıları binlere varan şairler ekolu   bu beylikler ortamında   filizlendiler ve eserler verdiler.. Ardelan Beyliği olmasaydı,İslam dünyasının   “ilk tarihçi kadını”   Mesture Kürdistani ve onun “ Ardelan Tarihi” olmayacaktı.

Birde o dönem diyaspora Kürdleri vardı.. Onlar, kaldıkları başkentlerde     o ülkenin   diliyle eserler verdiler..  O ülkelerin entellektüel dünyasına damgalarını vurdular.. İbni El Mustefi, İbni El Esiri, İbni Xaliqan, Sohrewerdi, Halaci Mansur,   Babek, Ebu Muslim Xorasani, Wefa El Kurdi, Îsê Hakkari vb.. vb..

Yukarıda isimlerini andığım devletler,   Kürdlerin varlıklarını inkar ettiklerinden dolayı   Kürdlere ait ne varsa her şeye   ya sahip çıktılar yada     yok ettiler.

Kürdler ise   kendi tarihlerini çok geç kaleme aldıklarından dolayı “ulusal gözlüklerle”   tarihe bakıyorlar..   Çeşitli tarihi şahsiyetleri değerlendirirken   “Kürdlere yaptıkları hizmet”  kriterini   uyguluyorlar.. Örneğin   Selahadin Eyubi’ye   karşı yaklaşımda böyledir.. Kürd milliyetciliğinin babası   diyebileceğimiz   Prof. Dr. Cemal Nebez “Selahadin’in emri ile öldürülen   Kürd asılı büyük filosof   Sohrewerdi’den dolayı Selahadini ‘Çaş’ “   ilan edebiliyor..

Biz Kürdler tarihe   sadece “ulusal gözlüklerle” bakmamalıyız.. Kürdler dair   tüm verileri   ortaya çıkarmalıyız..   Bu tarihi “Kürd asılı”kişiliklerin tarihi yerlerini   gelecek kuşaklara bırakalım..   Ama gelecek kuşaklarında   sağlıklı bir değerlendirme yapabilmeleri için   var olan   verileri   arşivlememiz şart..

Belki biz tek yanlı ve duygusal   davranıyoruz.. Herkesin Ahmedi Xani, Haci Qadri Koyi   ve Pîrşalyar gibi   olmasını isteriz..

Ben bugün bu kısa yazıda   Arapların “Şairler Prensi” dediği   Ahmed Şewqi’nin   “etnik kimliği” üzerine duracağım..

AHMED ŞEWQİ KİMDİR?

Ahmed Şewqi  1868 yılında   Mısır’ın başkenti Kahire’de dünyaya geldi ve   1932 yılında   yaşama gözlerini yumdu.. Ahmed Şewqi ,   ilk ve orta öğreniminden   sonra hukuk eğitimi gördü.. Daha sonra     Hidivi Tevfik tarafından   1886 yılında   tüm masrafları karşılanarak   Fransa’nın Monpellier   Üniversitesine   hukuk eğitimi için   gönderildi..   Ahmed Şewqi   hukuk eğitimini bitirdikten sonra 1891 yılında   Kahire’ye geri döndü.. Bu arada Fransa’nın bir çok şehrini ve Avrupa’nın bazı başkentlerini gezme ve oralardaki   edebiyat etkinliklerini yakından   görme imkanına sahip oldu. Ahmed Şewqi,   daha sonraki yaşamını   tümden edebiyata verdi.. Büyük bir şair, dramaturg olarak   Arap edebiyat dünyasına   damgasını vurdu..   Ayrıca   Ahmed Şewqi,   hikayeler ve romanlarda yazdı..

Eserlerinden bazılarını vermek gerekirse:

Eş-Şevkiyat, Kleopatra’nın Ölümü,   Kambiz, Mecnun leyla, Endülüs Prensesi, Antara, Ali Bek El Kabir, As-Sit Huda ve El Baxila ve daha bir çok eser..

Ahmed Şewqi,   Avrupa’daki eğitiminden   sonra Mısır’da     şiirde bir devrim yapıyor “Yeni Klasik Şiir”    adlı ekolun   mimarı olarak   kendini ortaya koyuyor..     O, tüm Arap dünyasında   “yeni klasik şiirin”   bir otoritesi olarak kendisini herkese kabul ettiriyor.. O dönemler   Mısır’da   Kürd asılı Amedli Muhamed Ali Paşa’nın torunları   hüküm sürüyorlardı..   Kral Abbas Ahmed Şewqi’yi “Sarayın Şairi”   olarak   yanına alıyor..   Birinci Dünya savaşının başlamasından sonra İngilizler, Kral Abbas’ı tahtan indirince, Ahmed Şewqi’yi de Endülüs’e sürgün ediyorlar.. Şewqi 1914 ve 1919 yılına kadar     sügünde kalıyor..   Bu süreç ister istemez     onun şiirini de etkiliyor..   Onun anti emperyalist, anti İngiliz şiirleri o döneme aittir.ahmeddshewki

Kraliyet ailesi 1927 yılında   Kahire’nin Kraliyet Opera binasında   Ahmed Şewqi’nin onuruna   tüm Ortadoğu’dan ve Avrupa’dan   sanat dünyasının   ileri gelenlerin davet edildiği bir   toplantı örgütlüyor..

Bu toplantıda Ahmed Şewqi “Arap Şairlerin Prensi” ilan ediliyor..   Onun şiirleri dilden dile dolanıyordu ve Azher   Üniversitesinin Fetwa’sıyla   şarkı söyleme iznini alan   Ümmü Gulsum’ün de dilinden düşmüyordu.. Ayrıca Gulsum ondan edebiyat dersleri de almıştı..(Ahmed Şewqi’nin eserleri hakkında bilgi almak istiyenler için geniş bir dokumantasyon var.. Bu konuyu geçiyorum?

Ahmed Şewqi’nin “etnik kimliğine” dair kısa bir araştırma yaptığım sırada   Türk cephesinde   yine bildiğimiz tavır vardı..   Onlar   Ahmed Şewqi’nin Kafkasya’dan gelen “Adıge”   ailesinden olduğunu ve “Türk asılı” bir şair olduğunu söylüyorlar.. Sonuç olarak Ahmed Şewqi’ye dair Türk çevrelerince yazılan tüm eserlerde onun “Türk” olduğunu söylüyor..

Araplar ise   bu konuda tam bir dilema içindeler.. Arapların bir kesimi   açık verilere rağmen   Ahmed Şewqi’nin kökenini kendilerine bağlıyorlar..

Arapların büyük bir kesimi   siyasal olarak Arap ve İslam dünyasına damgasını vuran büyük komutan ve devlet adamı   Selahadin’in “Kürd kimliğini” içselleştirmedikleri gibi,   Ahmed   Şewqi gibi Arap edebiyatına damgasını vuran “Şairlerin Prensi’nin” de “Kürd” olmasını   hazmedemiyorlar..

Aslında   onun   “Kürd asılı” olduğu   gerçekliğini o kendisi     1898 yılında Kahire’de yayınladığı şiir divanı olan Eş-Şevkiyat’in önsözünde   açıklıyor.

Ahmed Şewqi ailesinin kökeni hakında “ Ben babamdan duymuştum. Diyordu ki biz Araplardan önce   Kürdlerden geliyoruz.. Benim   dedem çok genç yaşlarda buraya geliyor. Dedem Cizreli Ammed Paşa’dan Mısır valisi Muhamed Ali Paşa’ya bir mektup getirmişti. Bundan dolayı   dedem bana Ahmed ismini verdi. Dedem bilgili bir adamdı, Arapça ve Türkçeyi yazıp ve okuyabiliyordu.. Bundan dolayi Muhamed Ali Paşa onu   yanına aldı” diyor.(Dr. Muhamed Eli El Siweriki, Metin dergisi   sayfa 120)

Aslında bu belge sadece Ahmed Şewqî’nin “etnik kimliği” için değil,   Botan Mirlerinin   Muhamed Ali Paşa ile ilişkileri açısındada önemlidir. Bugüne kadar bu konuda söylentiler vardı, ama ortada tek bir belge yoktu. Aynı şey Soran Mirliği içinde geçerlidir..   G. Mukriyani   1930’larda yazdığı “Soran Beyliği” adlı bröşüründe   Paşayê Kore’ninde   Muhamed Ali Paşa ile Osmanlılara karşı   ortak hareket etme konusunda anlaştığını yazıyor. Fakat hiç bir belge sunmuyor..

Bir başka kaynak ise Muhammed Kürd Ali(1876-1953)dir.   M. Kürd Ali bir din ülemasıydı. Arap ve İslam dünyasında Arap diline hakimiyeti ve dil sertliği ile tanınıyordu. M.Kürd Ali aynı zamanda İslam ve dünyasının kültürü üzerine geniş bir bilgi zengini olarak tanınıyordu. M.Kürd Ali Şam’daki Arap Akademisinin kurucularından ve aynı zamanda başkanıydı. O, 1908 yılında   Arapça çıkan “El Muqtabas”   gazetesinin   yayın faaliyetine   soktu. M. Kürd Ali’nin bir çok eseri yanı sıra “İslam Feylosofları” adlı bir eseri de bulunmaktadır. M. Kürd Ali kimin ne diyeceğine bakmaksızın       Kürd milletine olan aidiyetiyle gurur duyduğunu   her zaman gösteriyordu. Biz bunu en iyi şekilde  M. Kürd Ali’nin   Arap asılı Arabist     Faris El Çuri ile olan   yazışmalarından anlayabiliriz.   Arkadaş olan ikisi   entellektüel haz ve latifeleri   aralarında paylaşıyorlardı. Muhammed Kürd Ali bir ara   ünlü   Arabisti ‘çölden ve Karif köyünden geldiğini’söylüyerek   bir kelime oyunu içine çekti. M. Kürd Ali’nin bu söylemine karşı,   El Çuri Muhammed Kürd Ali’yi ‘vahşi Kürd’ diye niteledi. Bu sefer Muhammed Kürd Ali   söylenelerin ciddi ve düşündürücü olarak alıp 03.11.1926 tarihli bir mektupla Çuri’ye cevap verdi. Bu mektubun Kürdçesi   1970 yılında Bağdat’ta çıkan “Defteri Kurdewari” adlı   dergide yayınlandı..

Kürd Ali mektubunda: “Kürdlere vahşi sıfatını vermene çok memnun oldum. Sen haklısın.
Eğer vahşilik,     Kürd Selahadin’in İslam dünyasının topraklarından   düşmanları uzaklaştırmaksa,

Eğer kabalık, Kürd    Muhammed Abdu’nun   gerçekleştirdiği dinsel reformlar ise;

Eğer vahşilik, Kürd Qasim Emin’in   islam dünyası içinde   kadınların  hakları için yaptığı kavga ise;

Eğer vahşilik, Kürd Ahmed Şewqi’nin Arap şiirini en üst boyuta taşıması, tüm şairleri ve muharir taslağını yenilgiye uğratmasıysa ;

Eğer vahşilik, Kürd Ahmed Teymur’u harekete geçirmesi ise- herkes onunArap dili üzerindeki otoritesini bilir-

Eğer vahşilik, Kürd   Abbas Mahmud Aqqad’ı   harekete geçirip   Arap edebiyatını eski elbiselerinden özgürleştirerek, olağanüstü modern bir edebiyat   haline getirmekse;

EVET…

Kürdler vahşi ilan ediliyor, çünkü Kürdler   adaletsizlik karşısında sessiz kalmazlar. Kürdler, zorbalığa karşı   sessiz kalmazlar. Allah bize   bu vahşiliği   daha daha ihsan eylesin!!! Allah senin uyruğunun hepsinede bu vahşiliği   bahşetsin!!

Ben inanıyorum, eğer insanlar   bir gün kendi cürümlerine bir tokat atsalar ve kendilerine hesap sorma   kapasitesine ulaşsalar, o gün   hiç bir milletin ulaşmadığı   mertebeye Kürd milleti   ulaşacaktır.”

Evet Muhammed Kürd Ali de 1926 yılında yazdığı bir mektupta Ahmed Şewqi’nin Kürd olduğunu yazıyor..

“Amir Ul Şu’ara” olarak bilinen Ahmed Şewqi’nin “Kürd” olduğuna dair   bir başka kaynakta büyük Arap muzisyeni   Muhammed Abul Wahabtır.

Lübnan gazetelerinden   Ahmed Şewqi hakkında bir   makale çıkıyor.. Makale yazarı “ Arap olmayan bir Türk olan Şewqi’nin nasıl olup   Arap şiir sanatının bir   dehası olabiliyor?” diye bir soru soruyor.

O esnada   Muhammed Abdul Wahab   ‘El Hawadis” gazetesine   bir mektup gönderiyor. Abdul Wahab mektubunda: “Öncelikle Ahmed Şewqi Türk değildir. Ahmed Şewqi Kürdtür.. Ayrıca Arap kültür ve edebiyat dünyasında meşhur olan tek Kürd de o değil.. Bir sefer ben ve Ahmed Şewqi birlikte Şam’daki   Umadiya Camisine gitmiştik. Biz   Selahadin’in Türbesinin önünde duruyorduk. Birden Şewqi’nin ağladığını fark ettim. Ona ‘niçin ağlıyorsun? Diye sordum.. Şewqi cevaben: Çünçü, buradaki adam, burada gömülü olan adam   Kürdtür!!   Benim gibi… Ben şaşırmıştım   “Sen Kürdmüsün? diye sordum. “Evet ben Kürdüm” dedi. Ve ben ilk defa ondan   onun Kürd olduğunu duydum” diyor..(Dr. C. Nebez’in Aidiyet adlı makalesinden)

Sonuç olarak   tüm bu   alıntılardan da görüldüğü gibi   Ahmed Şewqi Kürd asılı bir Mısır vatandaşıdıydı.. Aile çevresi hala Mısır’da yaşıyor…   Onlar aslen Cizira Botan’dan o   bölgeye gitmişler.. Şewqi Arap dil ve edebiyatına büyük hizmetleri oldu..   Amedli Muhamed Ali Paşa’nın   torunlarıyla   iyi ilişkileri oldu.. Saray içindeki bu yakınlaşmalarının bir nedenide   kökenleri olabileceğini sanıyorum.. Ahmed Şewqi diğer Kürd çevreleriyle   ilişkileri varmıydı? Orneğin Bedirxanilerle…

Sonuçta Ahmed Şewqi bir dönemin şiir ve edebiyat dünyasına damgasını vurdu, Sarayın şairliğinden “Şairler Prensi” ne  doğru bir yol aldı..

Bu yazı Aso Zagrosi kaleminden Zagrosname adlı siteden alıntılanmıştır.

loading...
loading...
Son Güncelleme: 05.02.2017 12:33
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol