IRGAT : Olmayacağınız bir sisteme şimdiden neden "evet" diyorsunuz.

HDP Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat Meclis genel kurulunda anayasanın 6. Maddesi üzerine konuştu. ETHA Haber Ajansı sorumlusu Derya Okatan’ın gözaltısına değinen Irgat “ Okatan’ın 20. Günden itibaren doktor raporları gereği tehlikeli bir döneme  gireceği, fiziksel biyolojik kayıplar  yaşayabileceği bilgisi mevcut, Okatan şekerli suyla beslenmekte” dedi.

IRGAT : Olmayacağınız bir sisteme şimdiden neden "evet" diyorsunuz.

HDP Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat Meclis genel kurulunda anayasanın 6. Maddesi üzerine konuştu. ETHA Haber Ajansı sorumlusu Derya Okatan’ın gözaltısına değinen Irgat “ Okatan’ın 20. Günden itibaren doktor raporları gereği tehlikeli bir döneme  gireceği, fiziksel biyolojik kayıplar  yaşayabileceği bilgisi mevcut, Okatan şekerli suyla beslenmekte” dedi.

13 Ocak 2017 Cuma 15:44
IRGAT : Olmayacağınız bir sisteme şimdiden neden "evet" diyorsunuz.

HDP Bitlis Milletvekili Mizgin Irgat Meclis genel kurulunda anayasanın 6. Maddesi üzerine konuştu. ETHA Haber Ajansı sorumlusu Derya Okatan’ın gözaltısına değinen Irgat “ Okatan’ın 20. Günden itibaren doktor raporları gereği tehlikeli bir döneme  gireceği, fiziksel biyolojik kayıplar  yaşayabileceği bilgisi mevcut, Okatan şekerli suyla beslenmekte” dedi.

Mizgin Irgat’ın anayasanın 6. Maddesi üzerine yaptığı konuşma şöyle


Söz konusu önümüze getirilen yasa teklifine baktığımızda bu tasarının tüm tartışmalarında en baştan bugüne kadar ve en son dün akşam kürsü işgaliyle tekrar gündeme gelen kürsü özgürlüğünü bir kez daha burada dile getirmemiz gerekiyor. Asıl kürsü özgürlüğünü yaşayamayan yani kürsü işgalini yaşayan, aslında bu süreçten kaçırılan, rehin alınan ve cezaevlerine zorla gönderilen eş genel başkanlarımız ve milletvekillerimiz ve yerelde bu tartışmayı halkla birlikte yürütecek olan DTP belediye eş başkanlarıdır. Asıl tartışılması gereken işgal kürsüsü, asıl tartışılması gereken hak gasbını bu temelden değerlendirilmek gerekiyor.

 Bu Meclisin 3'üncü büyük partisinin eş genel başkanları ve milletvekilleri olmaksızın iki partinin uzlaşmasıyla hazırlanmış, buraya getirilmiş yasa tasarısının hiçbir şekilde özgürlükçü bir ortamda tartışıldığı kabul edilemez. Bu temelde en büyük işgali Halkların Demokratik Partisi yaşamıştır diyorum. 


 Söz konusu yasa tasarısına baktığımızda ise, evet, yapılan değişiklikle Meclisin yapmış olduğu denetleme faaliyeti tamamen ortadan kaldırılıyor. Söz konusu düzenlemeyle yasama organının yürütme organını denetleme yetkisi yani soru sorma, gensoru, Meclis soruşturması tamamen ortadan kaldırılıyor. Sadece belli bir konuda yazılı önergesini içeren denetim faaliyetinde sorular cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara sorulabilecektir. Oysa ki cumhurbaşkanına doğrudan soru sorma usulü düzenlenmemiştir. Yani burada aslında hukuki bir boşluktan da bahsedebiliriz. Evet, yetkileri kaldırdınız ama bu yetkilerin yerine neyi koyduğunuzu düzenleyememişsiniz. 


    Diğer bir husus: Söz konusu yasa tasarısı bu maddeden de başlayarak bir bütünel değerlendirildiğinde en büyük yanı buyurgan, tekçi bir anayasa taslağı olduğudur. Evet, hâlâ milletin gündemine gitmediği hâlde, burada bir oylama yapılmadığı hâlde "İlla ki halkın referandumuna götürülecek, böyle yapılacak, şu saate kadar tartışılacak." tartışmalarıyla aslında şu anki tartışmalarında buyurgan bir şekilde ve bir talimatla yürütüldüğünün en büyük göstergesidir. 


Yasama, yürütme ve yargının bağımsızlığı ve birbirinden ayrılarak, en önemlisi de yürütenlerin yani başkanların, kralların ve tümünün yetkilerinin en eskiden yani 1215'ten Magna Carta'dan itibaren başlayarak belli bir feragatle yani halkın ve hukukun önüne çıkarılarak kralın kendi kendine yetkisini kısıtlayarak bugüne kadar gelen bir süreçten bahsetmemiz gerekiyor. Evet, bu yasa teklifine baktığımızda ise, taa Magna Carta'dan başlayan feragati bir tarafa bırakalım, ondan vazgeçmiş bir sistemle aslında var olan sistemde verilen bedellerle hukuki anlamda sadece coğrafyamızda değil bütün insanlığın, evrensel âlemin, hukuk dünyasının vermiş olduğu bütün bedeller burada göz ardı edilmiştir ve yetkiler teker teker tekrar tek bir elde toplanmıştır. Bu anlamıyla da söz konusu yasa, evet ilkeldir, geridir, demokratik değildir ve Türkiye'nin hak, hukuk, etnisite yapısına, demokratik yapısına, siyasal, kültürel geçmişine aykırı olarak düzenlenmiştir. 
    Sayın Bakan 1921'e ve 24'lere atıfta bulunuyor, diğer vekiller de bunu çokça dile getiriyorlar, Evet, siz 1921'i örnek alacaksanız eğer 1921'in yöneticilerini dile getireceksiniz, 1921 Anayasası'nın yani Büyük Millet Meclisinin özerklik yasasını da tartışacaksınız çünkü orada Amasya Protokolü'nden başlayarak Büyük Millet Meclisi tasarısında aslında halkçılıktan kuvvetini alan, tekçi olmayan, hiçbir etnisite vurgusu olmayan, özgürlükleri daha çok önceleyen, çok kısa süreli de olsa anayasa sistemimize giren 1921 Anayasası'nın özerklik maddesini de tartışacaksınız.  

 Evet doğru, 24'e benziyorsunuz, 24'e, 61'e, 82'ye yani hakları, hukukları ve inkârı kendi ruhunda barındıran ve inkârı temelinde barındıran anayasaların ruhunu taşıyorsunuz ama o ruhu daha farklı bir noktaya getirdiniz, daha şiddetli, daha kendinizi koruyan, daha merkezci ve Parlamentonun itibarını altüst eden, yetkilerini azaltan bir noktaya taşıdınız.
   
Evet, 1921 Anayasası'na ve Büyük Millet Meclisi günlerine baktığımızda, o dönemde aslında Kürtler kendi adlarıyla belki de ilk defa Mecliste yer aldılar. 70'e yakın milletvekili, birçoğu "Ben Kürt'üm." diyebilen, kendi yerel kıyafetleriyle Mecliste temsilini bulan bir dönemden bahsediyoruz ama ne yazık ki tarihî akış ters yöne çevrildi ve tüm o gelişmelerden geriye doğru gidildi. 1924'ten başlayarak, Anayasa'nın diline tekçilik, tek etnik vurgu girerek, bu anlamıyla birçok hak ve hukuktan geriye dönülerek Türkiye o günden bugüne geriye doğru gitmeye devam etmekte ve bugün önümüze getirilen yasa çalışması da bu inkârın, bu zihniyetin devamı olarak önümüzde durmaktadır.


Kürtlerin o günden bugüne tarihî gelişimine baktığımızda ise aslında tarihin de bir noktada tekerrür ettiğini söylemek yerinde olacaktır. Evet, 1921 Anayasası'nda Kürtler yer aldı, 70'e yakın Kürt de yer aldı ama ardından 1925 Takrir-i Sükûn Yasaları, 1930'lu yıllar herkesin Türk ilan edildiği yıllara denk gelir. 1940'lar ve 1950'ler de aynı şekilde öyle devam eder, ta ki 1991'e kadar. 1991'de ittifakla Meclise giren Kürtler 1994'e kadar orada kalmayı başarırlar, tekrar bugün tartıştığımız dokunulmazlık yasasıyla vekillerin önü, yönü tekrar hapishanelere çevrilir ve on yıla yakın bir süre cezaevlerinde kalırlar. Ta ki bağımsız bir şekilde bu Meclise girmeyi başarana kadar bu süreç uzunca devam eder.

Halkların Demokratik Partisi dönemine geldiğimizde ise 7 Haziranda büyük bir fikriyatla, herkesi içerisinde barındıran felsefeyle büyük bir çoğunluğu içerisinde barındıran Halkların Demokratik Partisi daha sonrasında yaşadığımız dokunulmazlıklar ve şu an 11 milletvekillinin tekrar hapishanelerde olduğu günlere geldik yani tarih tekrar tekerrür etti. Buradan sormak isterim: Bizler bu yanlıştan dönmeyi neden tartışmazken daha tekçi, belki birçoğunuzun yarın içinde olmayacağı bir döneme "evet" diyorsunuz.

 Buradan "evet" diyen vekillere sesleniyorum: Evet, bugüne kadar AK PARTİ Hükûmeti bir felsefeyle veya yapmayı istediği bir süreçle işe başladı ama bütün bunlardan vazgeçti. Yarın birçoğunuz bu sistemin içerisinde belki olmayacaksınız. Olmayacağınız bir sisteme şimdiden neden "evet" diyorsunuz. Yarın sadece ve sadece en yakınlarının yani tamamen birlikte hareket edecekleri… 
   
Yarın, belki bu yasa tasarısı yürürlüğe girdiğinde birçoğunuz bu sistemde yer bulamayacaksınız. AKP fikriyatı bir dönem elitist, bürokratik ve darbelerle yönetilen bu ülkenin büyük çıkmazlarını, sancılarını, acılarını kendisine politika edinerek bir noktaya geldi. Ama ne oldu? Sonrasında "Ben yanıldım, kandırıldım." dedi ya, aslında kendisine oy veren, belki de bu sorunları çözme gücünü elinde bulunduran büyük çoğunluğu kendileri kandırdı. 
 Evet, buraya geldiler ve bu noktada şu an bütün bu tartışmaların çok çok gerisine gittiler. 2015'te Dolmabahçe mutabakatında bütün bu şeyler tartışıldı aslında. Yani etnik vurgusu olmayan, demokratik temelde, bütün sorunların çözümüne odaklanan bir noktaya gelmiştik. Ama ne oldu da bu kadar geriye itildik? Ne oldu da şu an bu kadar geri bir yasayı tartışıyor duruma geldik? Bu temelde yarın olmayacağınız bu yasa tasarısına "hayır" demenizi bekliyorum. 
   

loading...
loading...
Yorumlar

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol