Siyaset vizyon işidir. Vizyonu olmayan ve bu vizyon doğrultusunda misyonunu geliştirmeyen siyasetçi er ya da geç toplum tarafından yenilir, yutulur. Bir daha hatırlanamayacak hale gelir. Referandum sürecine girdiğimiz bu günlerde Türkiye’deki siyasetçilerin yaptıkları açıklamalar AKP-CHP-MHP ve onların türevi partilerin kendi programları doğrulusunda hareket etmedikleri; aksine “o var olduğu için ben yokum” diyerek toplumdan referandumda oy kullanmalarını istemektedir.

Anayasa görüşmelerinin Mecliste yapıldığı esnada meclis kürsüsünden anayasa değişikliğini savunurken “memleketin geleceği için bir Ali değil bin Ali feda olsun” diyen başbakan Binali Yıldırım, İstanbul Fikirtepe Kentsel Dönüşüm Projesi Temel Atma töreninde neden “evet” dediğini açıklamış. CHP’ye çağrı yaparak “ey CHP, Ey Kemal Bey” diye söze giren başbakan evet demesini Halkların Demokratik Partisi’nin Hayır demesine bağlamış. Yani HDP Hayır dediği için AKP Evet diyecekmiş!

Bu tavır karşısında insan “Koskocaman ülke, seksen milyon nüfusu var ve sen Başbakanısın bu ülkenin. Bu mu yani Anayasa değişikliği için propagandanız. HDP hayır dediği için mi evet diyeceksiniz?” diye sormadan edemiyor.

Başbakanın söz konusu açıklaması karşısında HDP bütün meclis grubunu, parti meclis üyelerini ve merkez yürütme kurulu üyelerini derhal toplantıya çağırdı mı, hatta darabayı indirip dükkanı kapatma kararı alıp almadığını bilmiyoruz. Neticede ülkenin başbakanı HDP hayır dediği için evet diyeceğini açıklamakta. Vizyon sahibi bir politikacının yapacağı açıklama mı, bu?

Vizyoner olmayan, programatik olmaktan uzak siyasal gündem değerlendirmeleri en değme siyasetçiyi alaşağı eder. İnandırıcılığını kaybeder. Kullandığı kürsü altından kaymaya başlar. 7 Haziran sürecinin en iyi hatiplerinden olan “Kiziroğlu Ahmet hoca” HDP Eşgenel başkanı Selahattin Demirtaş için  "ben sana Selahattin demeyeceğim" diyerek seçim kampanyasını yürütüyordu. Ancak bugün kendisi siyaseten tasfiye oldu. Başta da kendi partisi tarafından… Anlaşılan Binali Yıldırım da aynı akıbeti yaşamak istemektedir.

İktidar kanadı apolitik açıklamalar yaparken ana muhalefet partisindeki kadrolar da onlardan geri kalmamaktadır. Başta CHP lideri Kılıçdaroğlu olmak üzere CHP yönetici ve milletvekilleri katıldıkları programlarda neden hayır dediklerini açıklamaya çalışırken iktidarın 2013-2015 yılları arasında, Kürt tarafının yoğun isteği üzerine, ağır aksak yürüttüğü çözüm süreci üzerinden iktidarı eleştirmektedir. “Habur’da seyyar mahkemeyi kim kurdu?”, “İmralı’da masaya kim oturdu?”, “Adaya MİT müsteşarını kim gönderdi?” diyerek, anayasa değişikliğine karşı olduğunu beyan etmektedir. Yapılması öngörülen düzenlemenin anti-demokratik olduğunu vurgulamak yerine, mutlak iktidar hedefli olduğunu sağlam argumanlarla dile getirmek yerine iktidarın karşısına neden Kürt meselesinin çözümü için barışçıl yollara başvuruyorsun demek aslında değişiklik metnine karşı iddia sahibi olmadığını gösterir.

Siyaset sorumluluk işidir. Toplumsal problemlere çözüm üretme sanatıdır. Tarih bilinci olan, geçmiş tecrübelerden ders çıkararak halkın meselelerine çare olmaya çalışan ve gelecek ufku olan kişidir siyasetçi. Sorumluluktan kaçan, çözüm metodu diye eskimiş köhnemiş yöntemlerde ısrar eden, zaman mefhumu gelişmemiş kişilerin topluma verebilecekleri bir şeyleri yoktur. Maalesef AKP-CHP-MHP üçlüsü kadroları politik tahayyülsüzlükleri ile Türkiye toplumuna hem maddi hem de manevi anlamda zarar vermektedir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol