Ortadoğu’da temelleri yüz yıl önce Sykes-Picot’yla atılan düzen çatırdıyor. Bu düzenin devam edemeyeceğine dair alametler, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle birlikte ortaya çıktı. Irak’ın Kuveyt’i işgali ve sonrasındaki olaylar, gelişmelerin bu yönde seyredeceğini göstermişti. ABD’nin Irak’ı işgal etmesi ve Irak’ın yeniden biçimlendirilmesi, nispi durulma sağlayan yeni bir denge yarattı. Belirsizlikler ve boşluklar üzerine kurulan bu yapay dengenin uzun süre korunamayacağını öngörmek hiç zor değildi. Nitekim on yıl geçmeden, bu dengeyi alt üst eden Suriye faktörü devreye girdi. 


Suriye, Sykes-Picot’ya dayanan düzen dominosunun ayakta duruyor gibi görünen en önemli taşıydı. O taşın yerinden oynamasıyla birlikte, taşlar dağıldı. Son üç yılın olayları, bu düzenin taşlarını eski hale uygun bir şekilde toparlanmasının imkansızlığını gözler önüne serdi. 

Ortadoğu’da yüz yıldır süren düzene ruhunu veren Sykes-Picot’nun birçok sonucu var. Bunlar arasında en önemlilerini şöyle özetleyebiliriz: 

 

          Yeni sınırlar: Birinci Dünya Savaşı devam ederken, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaş sonunda dağılacağı varsayımından hareketle oluşturulan Sykes-Picot düzeninde, sınırlar dönemin egemen güçleri olan İngiltere ve Fransa’nın çıkarlarına göre yapay bir şekilde çizildi. Tarihsel, kültürel, coğrafi vb. faktörler dikkate alınmadan çizilen bu sınırlarla, gelecekteki çatışmaların önemli bir kaynağı da yaratıldı.

         Yeni siyasal yapı: Sykes-Picot düzeninin en önemli özelliklerinden biri, yapay sınırlara göre kurulan yeni ülkelere, ulus-devlet modelinin giydirilmesidir. Bu model, bugün yaşanan yıkıcı çatışmaların bir diğer sebebini oluşturdu.

         Kürdistan’ın ve Kürdlerin yok sayılması: Sykes-Picot düzeni, bir yandan olmayan şeyleri zorla yaratmaya çalışırken, bir yandan var olan en büyükgerçekliklerden birini, Kürdleri ve Kürdistan’ı yok saydı. Başka bir deyişle, Sykes-Picot’la tasarlanan Ortadoğu’da Kürdistan parçalandı ve Kürdler ülkesiz ve kimliksiz bir varoluşa mahkum edilmek istendi. Bununla da, günümüze kadar uzanan ve bugün iyice şiddetlenen çatışmaların bir başka temeli atıldı

 

Yüz yıl önce inşa edilen Sykes-Picot düzeninin bu temel unsurları, bir süredir çeşitli yönleriyle çözülmekte. 

En başta Irak ile Suriye arasındaki sınırlar fiilen işlevsizleşmiş durumda. Bu işlevsizleşme, Rojava gerçekliği dolayısıyla Türkiye–Suriye sınırına da sirayet etmeye başladı. 

Ulus-devlet modeli açısından bakıldığında da, bunun üç büyük örneğinden ikisi olan Irak ve Suriye’de fiili bir çöküş yaşandığı apaçık görülür. Türkiye’nin de bu düzeni aynen sürdürmesi, her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. 

Syces-Picot’nun diğer unsurunda, yani Kürdlerin ve Kürdistan’ın durumunda da, eski düzenin fiilen anlamsızlaştığını ve sürdürelemez hale geldiğini görmek gerekiyor. Irak’ın kuzeyinde, yani Kürdistan’ın güney bölümünde fiili bir Kürd devleti on yaşını geride bıraktı. Suriye’nin batısında, yani Batı Kürdistan’da da iki yıldır kendi başına kendi ismi ve kimliğiyle bir statü iki yıldan beridir var ve giderek yerleşiyor. Türkiye Kürdistanı için henüz böyle bir durum mevcut olmasa da, gelişmeler bu yönü işaret ediyor. 

Evet, Sykes-Picot düzeni fiilen çöküyor, bunu görmek ve anlamak zor değil. Asıl mesele, yeni düzenin nasıl olacağı ve oluşacağı. 

Genel olarak barış, çatışmaları yaratan kaynakları aşmaktan ve dönüştürmekten geçiyor. Bu evrensel tecrübe Ortadoğu için de geçerli. Buradan hareketle, yeni düzenin nasıl olmaması gerektiğini söyleyebiliriz. Bir defa, bu düzen Kürdlerin ve Kürdistan’ın inkarı üzerine kurulamaz. Öte yandan, sınırların yeniden belirlenmesinde, bu olguyla birlikte, ulus-devlet modelini geride bırakan yeni bir siyasi düzenin esas alınması şarttır. Bu açıdan söz konusu olabilecek çeşitli ihtimalleri başka bir yazıda tartışmaya çalışacağım…

(BasHaber Gazetesi) 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol